07-13-2009, 07:20 AM
Akvaryum suyunun hazırlanması
Şehir sularında bulunan klor ve ağır metaller bitki ve balıklar için zehirlidir. Bu suyun ilk önce akvaryum için uygun hale getirilmesi gerekir. Akvaryuma koymadan önce temiz ve zehirli olmayan bir kapta bir hafta dinlendirmek ya da bir su filtresi veya hava pompasıyla bir iki gün havalandırmak gerekir. Bundan sonra da suyun içinde kalan kloru ve ağır metalleri nötralize etmek için bir su hazırlama preparatı kullanmak (örn. BioPlast AquaClean) yerinde olacaktır.
Bakır zehirlidir. Bu yüzden yeni kurulmuş, henüz kireçlenmemiş bakır tesisatlardan gelen su, akvaryumlar için uygun değildir. İçinde zehirli metaller bulunma olasılığı olduğu için musluktan akan sıcak suyu da akvaryum için kullanmamalısınız. Sadece soğuk su, o da bir süre akıtıldıktan sonra kullanılmalıdır. Suyun kimyası İçinde yaşadıkları suyun bileşimi, diğer bir deyişle kimyası balık ve bitkiler için büyük önem taşır. Bazı balık ve bitki türleri yaşamlarını sürdürebilmek için çok özel su şartları (pH, GH, erimiş karbondioksit miktarı vs.) gerektirirler. Bunlar hassas ve zor türlerdir. Örneğin bir Güney Amerika cüce çikliti olan apistogramma agassizi nin uzun dönemde sağlıkla yaşayabilmesi için diğer şartların yanında akvaryum suyunun asitlik değerinin de 6 - 6,7 pH arası olması gereklidir. Bazı türler ise çok geniş aralıklardaki su değerlerinde sağlıkla yaşayabilir ve hatta çoğalabilirler. Bunlar, çoğu zaman doğada da mevsimlerle bağlı olarak değişen su şartlarına göğüs germek zorunda olan dayanıklı türlerdir. Akvaryum bitki ve balıklarına gereksinim duydukları su şartlarını sağlayabilmek, suyun kimyasından bir miktar anlamayı gerektirir.
Özellikle bilinmesi gerekenler, akvaryumculukta önem kazanmış toplam sertlik (GH), karbonat sertliği (KH), asitlik (pH) ve erimiş karbondioksit (CO2) gibi değerlerin ilişkileridir: Suyun asitlik derecesi (pH) Suyun pH derecesi, içinde çözülmüş halde bulunan bütün asitik ve bazik maddelerden etkilenir. Suyun pH derecesiyle, bütün bu maddelerin toplam etkisi ölçülmüş olur. Suda ne kadar çok asitik madde varsa, pH değeri de o kadar düşer. Kimya dilinde belirtilecek olursa, asitik su elektron almaya, bazik su ise vermeye eğilimlidir. 0 - 14 pH skalası Suyun pH derecesi, sudaki hidrojen (H+) iyonları konsantrasyonunun negatif logaritmasıyla (10-pH) orantılıdır ve 0-14 aralığında bir skalayla ölçülür. Saf suyun hidrojen iyonları (H+) konsantrasyonu, hidroksit (OH-) iyonları konsantrasyonuna eşit, pH derecesi de nötr, yani 7dir. Asitik özellikli sularda (pH 0-7 aralığı) H+ iyonları OH- iyonlarından daha fazla, bazik özellikli sularda ise (pH 7-14 aralığı) OH- iyonları H+ iyonlarından daha fazla bulunur. Tatlı su akvaryumları için genelde 5.5 - 8.5 pH aralığı önem taşır. Çoğu tatlı su kaynaklarının pH derecesi de bu değerler arasındadır. Örneğin Afrikadaki Malawi Gölünün çeşitli yerlerindeki pH değerleri 7.5-8.5 arasıyken (bazik), tropik Amazon sularının çoğu yerinde pH 6.5in altındadır (asitik). Balık ve bitki türleri sağlıklı yaşamak için belli pH değerleri gerektirirler Suyun pH değeri akvaryumculukta çok önem kazanmıştır. Her balık veya bitki türü, sağlıklı yaşayabilmek için belli sınırlar içindeki pH değerlerini gerektirirler. Bazı türler, 6,5 - 8,5 gibi geniş bir pH aralığında sorunsuzca yaşamlarını sürdürürken bazıları 5,5 - 6,5 aralığı gibi özel (asitik) su şartlarına gereksinim duyarlar. Sudaki hızlı pH değişimleri tehlikelidir! Çoğu zaman, suyun mutlak pH derecesinden çok, pHın dengede sabit tutulması önemlidir. Çünkü balıklar, bitkiler ve mikroorganizmalar, ani pH değişimlerinden son derece olumsuz etkilenirler. Suyun pH derecesinin dengede tutulmasında bikarbonat sertliği önemli rol oynar. Genel olarak, suyun bikarbonat sertliği yükseldikçe pH da yükselir ve daha kolay dengede tutulur. Örneğin bikarbonat sertliği arttıkça akvaryumdaki karbondioksit miktarına bağlı günlük pH salınımları azalacaktır. Disk balığı gibi düşük pH dereceleri (5,5-6,5) gerektiren balıkların bakımının zorluğu da kısmen bu noktadan kaynaklanır. Bu pH değerlerinde suyun bikarbonat sertliği de düşük olacağından pHı dengede tutmak zorlaşır. Bir çoğu Amazon Nehri kökenli asitik su gerektiren balıklar için turba (almanca torf, ingilizce peat) filtre malzemesi kullanılması önerilir. pH ve karbondioksit Bir akvaryumda pH değerini etkileyen en önemli madde karbondioksittir (CO2). Suda ne kadar çok karbondioksit varsa pH da o kadar düşer. Gündüzleri bitkiler fotosentez sırasında karbondioksit alır oksijen verirler. Bu yüzden de bitkili akvaryumlarda pH derecesi, sabah ışık ilk açıldığında en düşük noktasındayken akşam ışığın kapanmasına yakın en yüksek noktasına ulaşır. Suyun toplam sertliği (GH) Sudaki katyonlar ve GH Sertlik yapan tuzlar: Kalsiyum ve magnezyum tuzları Suda çözünmüş türlü tuzlar arasında kalsiyum ve magnezyum tuzları suyun toplam sertliğini oluştururlar. Suda en çok bulunan sertlik yapıcı bileşikler genelde kalsiyum bikarbonat [Ca(HCO3)2] ve kalsiyum sülfattır [CaSO4]. Kalsiyum ve magnezyum tuzlarının çok bulunduğu sular sert, az oldukları sular ise yumuşak olarak nitelendirilir. Sertliğin ölçüm birimi olan 1° GH litrede 10 mg kalsiyum veya magnezyum oksite karşılık gelir. (Ca: Kalsiyum, Mg: Magnezyum, Na: Sodyum, P: Potasyum)
Geçici sertlik
Kalsiyum bikarbonatın neden olduğu sertliğe geçici sertlik de denir, çünkü suyu kaynatınca bu sertlik kaybolur. Kalsiyum sülfatın yol açtığı sertlik ise kalıcı sertliktir. Böylece: toplam serlik (dGH) = kalıcı sertlik + geçici sertlik Akvaryumculukta su, sertlik derecesine (GH) göre aşağıdaki gibi sınıflandırılır: 0°-5° ÇOK YUMUŞAK 5°-10° YUMUŞAK 10°-15° ORTA SERT 15°-20° SERT 20°- + ÇOK SERT Suyun sertliği ve ozmotik basınç Suyun sertliği, ozmotik basınçla doğrudan ilişkilidir; dolayısıyla suda yaşayan her türlü canlının hücresel faaliyetini de doğrudan etkiler. Genel olarak akvaryum balıkları için uygun sertlik derecesi 5° -15° GH arası değerlerdir. Bazı türlerin gerektirdiği su şartları bu sınırların dışında kalır. Güney Amerikada, Amazon nehir sisteminde yaşayan bazı türler ancak çok yumuşak sularda sağlıkla yaşayabilirler. Tanganika ve Malawi göllerinde yaşayan Afrika çiklitleri ise sert su gerektirirler. Sert su yumuşatılabilir Sert su, gerek duyulursa ozmoz suyu karıştırılarak yumuşatılabilir. Ozmoz suyu, musluğa ters ozmoz (reverse osmosis) aleti takılarak musluk suyunun yaklaşık %98 oranında saflaştırılmasıyla elde edilir. Suyun karbonat sertliği (KH) Karbonat sertliği, sudaki bikarbonat (HCO3-) iyonlarının konsantrasyonunun bir ölçüsüdür. Karbonat sertliği, akvaryum balıkları için tehlikeli olan ani pH değişimlerine karşı tampon görevi yapar; KH ne kadar yüksekse pH salınımları o kadar az olur. Bir akvaryumda karbonat sertliği çok düşükse, balık, bitki, ve bakteri faaliyeti sonucu artan veya eksilen karbondioksite bağlı olarak pH salınımları çok yüksek olacak, bu da biyolojik dengeyi ve balıkların sağlığını çok olumsuz etkileyecektir. Çok özel su şartları gerektiren balık ve bitki türlerini bir yana bırakırsak, bir akvaryumdaki karbonat sertliğinin 3° -10° KH arası bir değer olması önerilir. sudaki anyonlar ve KH Karbonat sertliği sudaki bikarbonat (HCO3-) konsantrasyonunun bir ölçüsüdür. Karbonat sertliği, sadece bikarbonat (HCO3-) iyonlarının konsantrasyonuna bağlıdır ve kalsiyum bikarbonata [Ca(HCO3)2] bağlı geçici sertlikle karıştırılmamalıdır. Karbonat sertliği, toplam sertlik (GH) yaratmayan sodyum bikarbonat (NaHCO3) veya potasyum bikarbonat (PHCO3) tuzlarının çözünmesiyle de oluşabilir. Genel eğilim, toplam sertliğin (GH) karbonat sertliğinden (KH) yüksek olmasıyla birlikte, bazı durumlarda (örneğin saf suda sodyum bikarbonat eritmiş olduğunuzu düşünün) bunun tersi de görülebilir. Karbonat sertliği (KH), karbondioksit (CO2) ve asitlik (pH) ilişkisi Normalde bir akvaryumda karbonat sertliğini -aynı zamanda geçici sertliği de-oluşturan en önemli tuz, suda kolaylıkla eriyen kalsiyum bikarbonattır [Ca(HCO3)2]. Kalsiyum karbonatın (CaCO3) ise çözünürlüğü çok düşüktür. Kaynatılarak suyun geçici sertliğinin nasıl giderildiğini aşağıdaki çift yönlü kimyasal denklem aracılığıyla daha iyi açıklayabiliriz: Karbondioksit azalırsa, denge, denklemin sağ tarafı lehinde bozulur ve kalsiyum bikarbonatın bir kısmı kalsiyum karbonata dönüşerek çökelir. Kalan karbondioksit miktarına bağlı olarak kalsiyum bikarbonat konsantrasyonunun daha düşük olduğu yeni bir denge noktası oluşur. Tersine suya karbondioksit verdiğimizi düşünelim; bu durumda denge, denklemin sol tarafı lehinde bozulur. Yani çökelti halinde bulunan kalsiyum karbonatın bir kısmı kalsiyum bikarbonata dönüşerek suda erir. Gazların sudaki çözünürlükleri suyun sıcaklığı arttıkça azalır. Su kaynatıldığı zaman içindeki erimiş karbondioksit gazının hemen hepsi havaya uçar. Bunun sonucu olarak da kalsiyum bikarbonat kalsiyum karbonata dönüşür ve çökelir. Çaydanlıklar da bu nedenle zamanla kireçle, yani kalsiyum karbonatla kaplanırlar. Bitkili bir akvaryumda karbondioksit konsantrasyonunun 5 - 15 mg/litre olması optimaldir. 5 mg/litreden azı bitkiler için yetersizdir; 15 mg/litreden fazlası ise balıklar için tehlikelidir. Sudaki erimiş oksijen (02) Akvaryumda oksijen, balık, bitki ve aerobik bakteriler gibi oksijenle solunum yapan diğer canlılar için yaşamsal önem taşır. Balıklar, solungaçlarıyla sudaki oksijeni alır, suya karbondioksit verirler. Bitkiler ise gündüzleri fotosentez yaparken karbondioksiti kullanır, yerine suya oksijen verirler. Suyun sıcaklığına bağlı olarak erimiş oksijen konsantrasyonunun bir doyma noktası vardır. Su ne kadar soğuksa oksijen kapasitesi o kadar yüksektir. Akvaryuma oksijen yüzey hareketi ya da bitkilerle kazandırılabilir. Yüzey hareketi, havadan difüzyon yoluyla suya karışan oksijenin geçişini hızlandırır. Su filtreleri veya hava motorları, yüzey hareketi yaratarak suyun oksijence zenginleşmesini sağlarlar. Çok fazla yüzey hareketi, bitkilerin gereksinim duyduğu karbondioksitin havaya uçmasına neden olurak bitkilerin sağlıklı gelişmesini engeller. Eskiden çok kullanılan hava motorlarının bugün bitkili akvaryumlarda önerilmemesinin nedeni de budur. Çeşitli sıcaklıklarda doyma noktasındaki oksijen miktarları: SICAKLIK (°C) OKSİJEN(mg)/litre 10° 11,3 15° 10,1 20° 9,1 25° 8,3 30° 7,6 Balıklar için en sağlıklı oksijen kaynağı akvaryum bitkileridir. Bitkiler fotosentez sırasında açığa çıkardıkları oksijenin çok azını solunumda kullanırlar. Balıkların oksijen sıkıntısı çekmemeleri için akvaryum balıkça gereğinden kalabalık olmamalı, yeteri kadar bitki ve bitkileri olumsuz etkilemeyecek kadar da yüzey hareketi olmalıdır. Genelde sağlıklı ve bol bitkili akvaryumlarda oksijen sıkıntısı çekilmez.
Akvaryumlarda Su Soğutma Sistemleri
1-Akvaryuma Buz Atma
Zamandan bağımsız bir sistem değildir, sonludur. Ya ani değişim yapar, ya da uygulaması çok uzun sürer. En kötü çözümlerden biridir. Buzun sıcaklık farkı yüzünden sudan ısı çekerek suyun sıcaklığını düşürmesi mantığıyla çalışır. 1 litre buz 120 litre suyun sıcaklığını yaklaşık 1 derece kadar düşürür. Buzdolaplarının asıl kısmı genelde 4, dondurucu kısmı ise - 16 derece olur. Buzu attığınızda -16 dereceden 0a gelene kadar, 0da buz halinden 0da su haline geçene kadar, 0 da su halinden de yaklaşık 26-27 dereceye gelene kadar sudan ısı çeker. Bu çekilen ısı suda sıcaklık azalışına neden olur. Suyun mevcut sıcaklığı arttıkça buzun çektiği ısı miktarı da artar. Örneğin Suyunuz 35 dereceyse buz -16 dereceden 27ye değil yaklaşık 34e geleceği için daha fazla ısı çeker ancak yine de bu fark 1 derecede önemsenecek fark yaratmaz. Çünkü bu işlemde asıl ısı çeken olay 0 derecedeki buzun 0 derecedeki suya dönüşmesidir. Bu farkı önemsemezsek 1 litre buz 120 litrenin sıcaklığını 1 derece düşürür, 2 litre buz 120 litrenin sıcaklığını 2 derece düşürür. 1 litre buz 60 litre suyun sıcaklığını 2 derece düşürür gibi doğru orantılar kurabiliriz.
Ortam 35-40 derece ise ne yazık ki suyun sıcaklığını düşürseniz de su aynı sıcaklıkta kalmayacak, sıcaklık yine yükselecektir. Bu yüzden bu yöntemi acil durumlarda, balıklar kötüleşip bitkiler eriyorsa uygulamalı, bir yandan da kalıcı çözümler geliştirmeliyiz.
2-Fanlı Sistemler
Kolay temin edilebilirlik ve kurulum açısından en pratik çözümdür. Ucuza kolayca bulunabilecek bir işlemci fanı kullanılabilir. Mantığı bir miktar basıncı düşürerek bir miktar da sıkışık gaz moleküllerini dağıtarak buharlaştırmayı kolaylaştırmasıdır. Kolonyanın bizi serinletmesiyle aynı mantıktır. Su her derecede buharlaşır. Bu durum biraz kafa karıştırabilir ancak kaynamadan değil buharlaşmadan bahsettiğimizi hatırlayalım. Bir bardak suyu bırakalım, 2 gün sonra baktığımızda su seviyesinin azaldığını göreceğiz.
Buharın enerjisi sudan daha fazladır, buradan da anlayabiliriz ki buharlaşma anında üstteki su molekülleri sudan ısı çekip kendini sudan ayırır ve buhar olur. Aynı şekilde kolonya sürdüğümüzde kolonya derimizden ısı çekerek buhar haline dönüştüğü için serinlemekteyiz.
Su kendine kendine buharlaşıyorsa biz niye fan kullanıyoruz?
Buharlaşmayı hızlandırmak için. Elimize kolonya döktükten sonra üfürünce nasıl daha güzel serinliyorsak akvaryum için de durum aynıdır. Suyun üzerine püskürtülen hava, basıncı düşürür, buhar moleküllerini dağıtır ve buharlaştırmayı kolaylaştırır. Bunun pratik örneğini kağıt deneyi ile görebiliriz. Bir kağıdı alın, üzerine üfürün. Yalnız bunu yaparken yaprağa üfürüp ses çıkartır gibi yandan yapmanız gerekmektedir. Kağıdın üzerine üfürüp basıncı düşürdüğünüzde aşağıdan gelen açık hava basıncının kağıdı yukarıya ittiğini göreceksiniz. Aynı mantıkla fan; basıncı düşürüp buharın daha kolay oluşmasını sağlar. Üzerindeki basınç azalırsa su daha kolay buharlaşır, Ankarada İstanbula göre suyun daha düşük sıcaklıkta kaynamasının nedeni de budur.
Basıncı düşürmesinin yanında yukarıdaki nemi dağıtması da çok büyük fayda sağlar. Örneğin önünüzdeki 10 kişiyi iterek bir kapıdan girmek zorken, bir fan önünüzdekileri devamlı götürürse daha kolay hatta hiç zorlanmadan içeri girersiniz. Buhar taneleri de zorlanmadan dışarı çıkınca arkasındaki tanecikler çok daha hızlı gelir ve hızlı bir ısı çekimi olur.Fan başlı başına bir soğutma sistemi değildir. Bir odaya bir vantilatör/fan koyup odayı tamamen izole eder ve fanı çalıştırırsanız sıcaklık fan eriyene kadar artacaktır. Çünkü olaya dışardan baktığımızda kapalı bir odaya enerji veriyoruz bu ise önce hareket ve ısıya sonra tamamen ısıya dönüşüyor. O zaman fanın bulunduğu alan kesinlikle kapanmamalıdır. Elbetteki kapak izole olmadığı için yanma gibi bir şey söz konusu olamaz ancak suyun soğuması bir yana fanın ve normalde olacak buharlaşmanın bile olmaması nedeniyle su ısınmaya başlar. Fanın en kötü yanı sudan kütle kaybı olmasıdır. Su eksilir ve oda çabucak nemlenir. Çektiğimiz ısı odaya yayılarak yazın size nemli, sıcak, hoş olmayan anlar yaşatır. Bu yüzden akvaryumun bulunduğu ortam da sık sık havalandırılmalıdır.
Aynı zamanda fanlar da kontrolsüz sistemlerdir. Bir sıcaklık kontrol ünitesiyle beraber kullanılmalıdır. Sıcaklık ünitesi sıcaklığı ölçüp belli bir derecenin altındaysa (Ör. 25in altındaysa) ısıtıcıyı, belli bir derecenin üzerindeyse (ör:27nin üzerindeyse) soğutucuyu çalıştırmalı, küçük 1-2 derecelik (25-27 derece arası arada ise ikisini de çalıştırmamalıdır.
3-Soğutma Kulesi
Özellikle sumplu sistemler için çok iyi bir seçimdir. Oldukça verimlidir ve günümüzde kullanılmaktadır. Prensibi fanlı sisteme benzemektedir, büyük akvaryumlar için kullanılmalıdır, ne yazık ki su kaybı yaşanmaktadır.Sumpta su üstten püskürtülüyor, alt tarafta ise sumptaki su akışı devam ediyor, beyaz okların olduğu yerden ise hava veriliyor. Düşen su taneleri küçüldükçe, daha fazla dağıldıkça ve verilen hava (tercihen kompresör) güçlendikçe sistem çok daha iyi soğutma yapar.Bu sistem beklediğinizden çok daha büyük miktarlarda soğutma yapabilir, 300 litreden büyük akvaryumlarda tercih edilmeli, sıcaklık kontrol ünitesi olmadan kullanılmamalıdır.
4-Soğutucu - Buzdolabı
İşte buzdolaplarımız. Sistemi daha karmaşıktır. Fakat soğuturken suda herhangi bir kütle kaybımız olmayacak. Piyasada chiller, soğutucu adı altında bu mantıkla çalışan soğutuclar satılmakta, fakat biz onlara sık rastlayamıyoruz. Çünkü fiyatları 1000 TL civarıdır.Sistemi biraz anlayalım. Nasıl oluyor da fişi takıp enerji verince bu şey içerisindekileri soğutuyor?Siyah olarak çizilen boruların içinde gezen özel sıvılar vardır. Bu sıvılar piyasada satılmaktadır. R-12, R-22, R-134a gibi kodları vardır. Bu sıvıdaki değişim sayesinde soğutma oluyor ancak marifet sıvıda değil sistemde. (Karıştırılmaması gereken temel nokta bu sıvı ile akvaryum suyu kesinlikle hiç bir noktada temas etmez, içeride gezen sıvı kesinlikle sistem dışında çıkmaz, pompa çalıştıkça döner durur.) Fişi taktığımız ve sisteme tek enerji verdiğimiz kısım kompresördür. Kompresör kendine gelen düşük basınç ve sıcaklığa sahip sıvıyı alır, yüksek sıcaklık ve basınca çıkarır. Kompresörden kompresöre göre yaptığı iş değişir. Örnek olarak diyelim ki: Gelen sıvı -20 derecede ve 100kPa basınçta, bizim kompresörümüzle bunu 800kPa 50 C dereceye çıkarıyoruz ve sıcak buhar elde ediyoruz. Sonra bu buhar kondansöre gidiyor. Kondansörden ısı kaybımız olur.Kondansörün ne olduğunu aslında hepimiz biliyoruz. Buz dolaplarımızın arkasındaki boydan boya dik duran ılık demir çubuklar bir kondansördür. Sistem ısıyı oradan dışarı atar. Eğer ortam sıcaklığı kondansörden daha sıcaksa sistem çalışmaz veya birbirine yakınlarsa sistem o derecede verimsizleşir.Kompresörde sıcaklığı 50 dereceye arttırıp sonra 30a düşürdük, bunu niye yaptık diye düşünülebilir. Sıcaklık aslında istem dışı yükseldi bizim için önemli olan basıncı yakalamaktı, basıncımız hala 800kPa, eğer kompresör olmasaydı 100kPa olacaktı.Şimdi X olarak gösterilen genleşme valfine geldik. Olay burada gerçekleşiyor. Valfin dar ağzından geçen sıcak sıvı geçtiği noktadan sonra genleşip soğuk sıvı ve buhara dönüşüyor ve 30 dereceden -25 dereceye soğuyor tabi bu arada 800kPa basınç 100kPa civarına düşüyor. Oradan çıktık ve evaporatöre geldik. Akvaryum suyunu işte burada soğutacağız. Soğuyan gaz sıvı karşımı evaporatöre geldiğinde burada -25 derece olacak, su sıcaklığımız çok daha yüksek olacağı için ısı alış verişi olacak. Bu geçişten maksimum verim almak için çok iyi iletkenler kullanmak gerekir. Örneğin filtreden çıkan akvaryum suyu bu noktada iletken borunun içinden geçerken, bu boru da soğuk sıvının içinde olursa suyumuzu soğutmuş oluruz. -25 dereceki sıvı sıcaklığımız akvaryum suyundan ısı aldığımız için -20 dereceye çıkar, tabi akvaryum suyuda o noktada iyi derecede soğur. -20 derece sıcaklık ve 100kPa basınca sahip sıvı baştaki hale dönüp kompresöre girip sonsuz devirdaime devam eder.Verilen sayılar sistemden sisteme değişiklik gösterir ancak sistemin temel prensibi budur. Yapımındaki en büyük sorun evaporatörde kullanılacak iletken malzemedir. Bu malzeme suyla etkileşime girmeyecek kararlı bir malzeme olmalıdır.
Akvaryumlarda Su ısısı ve etkileri
Su ısısı ve etkileri
Akvaryumlarımızdaki su sıcaklığı küçümsenemeyecek ve hiç aklımıza gelmeyecek birçok etkileşime sebebiyet vermektedir. Basitce su sıcak veya soğuk denildiğinde aklımıza hiç gelmeyen ve ninelerimizin bize anlatmadığı birçok olayın akvaryumda geliştiğini anlamanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Bu olay deri dokularımızda suyu sıcak veya soğuk hissetmekten öteye giderek su içinde yaşayan organizmaların yaşamsal faaliyetlerinden tutun sunun yapısına , içeriğine , değişken olaylara verdiği tepkilere kadar birçok şeyi etkilediğini bilmek akavryumlarımızdaki suya faklı açılardan bakmamıza ve sıcaklığı önemsememize sebebiyet verecektir.Su sıcaklığı’nın değişkenliği neticesinde akvaryumda etkilenen doneler kısaca aşağıdaki gibi sıralanabilir:
1-Canlıların metabolizma , sindirim sistemi.
2-Sunun oksijen tutma kapasitesi, PH.
3-Suda çözülmüş toksit maddelerin etkileşimi,amonyak.
4-Genel su değerlerindeki diğer değişimler. (bir sonraki makalede)
Kısaca yukarıda listelenen ve sıcaklık değişimleri ile etkileşim gösteren öğelere basitce ve bir hobici gözü ile tek tek değinelim.
1- Akvaryum canlıları soğuk kanlı hayvanlardır, yani vicut sıcaklıkları sunun sıcaklığına göre değişmekte , ısı ve enerji ihtiyaçlarını biz insanların tersine dış su ısısından temin ederek hayatlarını idame ettirebilmektedirler. Kısaca bir yemi, besini sindirebilmek için dış su ısısından elde ettikleri enerjiden faydalanırlar. Bunu düşünerek bir balığin besinlerden düzgün bir şekilde faydalanabilmesi için su ısısının balığın yeme alışkanlığı olan besinleri vicudunun metabolize edecek değerde tutulması gerekir. Bu konuda bir örnek vererek konuyu netleştirmekte fayda var. Örnek bir balığın doğada ortalama 26 C derece sıcaklıkta yaşadığını düşünelim, bu balığın varsayım olarak bizim de olduğumuz gibi sıcak kanlı bir canlı eti ile yemlendiğini düşünelim(dana ciğeri, eti, yağı vb gibi). Yem yapılan sıcak kanlı hayvanın normal vicut ısısını yaklaşık olarak 30-35 C derecede idame ettirdiğini düşünelim. (insan 35-36 C derece gibi). Bu vicut sıcaklığında erimeyen yağlar ve etler 26 C derecede yaşayan bir balığın vicudunda metabolize edilmesi, parçalanarak sindirilmesi ve yemden fayda sağlanabilmesi için balığın 26 C dereceden çok daha yüksek sıcaklıklarda yaşayabilmesi gereklidir. Bu da mümkün olmadığı için balıklarımız vicutlarında eriyemeyen besinlerden, yağlardan dolayı ilk başlarda yağlanarak büyür gibi görünecektir, ancak daha sonraları erken büyüyen fakat yağlanmaya bağlı olarak balık sirozu, kısırlık gibi etkilerden dolayı ömrü uzun olamayacak bir balık sahibi olmanız kaçınılmazdır.
2- Su, yapısı ve doğası gereği oksijen içermektedir ancak sudaki çözülmüş oksijen miktarı akvaryumumuzdaki canlı yüküne, akvaryum suyunun hareketli olmasına, havalandırılmasına ve de sunun ısısına bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Sudaki oksijen miktarının azlığı ve/veya çokluğu da akvaryumumuzun PH değeri’nin azalması’na ve/veya çoğalmasına sebebiyet vermektedir. Bol oksijenli bir akvaryumun Ph değeri yüksek az oksijenli sunun ph değeri ise daha düşüktür. Bilimsel olarak kanıtlanmakla birlikte belirtmekte fayda var ki: Su, ısısına göre oksijeni daha az veya daha çok barındırabilir. Soğuk bir suda oksijen tanecikleri daha az hacme sahip olduklarından (basınç bakımından) soğuk su’nun oksijen oranı nispeten daha çok olur. Bu veri ve bilgilerden yola çıkarak sabit su ısısı , sabit Ph değerini de sağlamaktadır. Isınan suda az oksijen düşük Ph, Soğuyan suda çok oksijen yüksek Ph değeri gözlemlenir. Isının değişkenliği diğer etkileri yanında Ph değerini de değişken kılacağından balıklarımızın sağlıkları açısından kaçınılması gerekli bir durum arzetmektedir. Zaten balıklarımızın çeşitli ısılardaki tepkileri de bu etkenler sonucunda ortaya çıkmaktadır.
3- Isısı yüksek ve oksijen bakımından zayıf sularda Ph değerimizin düşük olması yanında tam tersi bir durumda ise Ph değerimiz nispeten yüksek olabilmektedir. Yüksek Ph ve Oksijenin bol olduğu sularda Amonyak gibi zehirli gazlar daha kolay okside olduklarından zehir etkileri düşük Ph değerlerine nazaran daha yüksektir. Sonuç olarak Amonyak Yüksek Ph değerleri’nde daha zehirli ve toksit, düşük Ph değerlerinde ise daha az toksittir. Bu yüzdendir ki yüksek Ph derecesine sahip tuzlusu akvaryumlarında Amonyak vb gibi toksit maddeler balıklara daha çok etki ederek zarar verebilmektedir. Tatlı su gibi düşük Ph değerlerinin bulunabileceği akvaryumlarda ise Amonyak daha az toksit ve zehirlidir.
İç Dekorasyon
Akvaryum dekorasyonu konusu, onu yapmak isteyen kişinin fikirlerinin uzanabileceği yere kadar genişleyebilecek bir konudur.Birkaç sayfada bu konuyu tüm incelikleriyle ele almak elbette mümkün değidir. Tankınız için seçeceğiniz dekorasyon, tankınızın boyutu, hangi balıkları besleyeceğiniz, neleri görsel olarak çekici bulduğunuz ve bunun gibi parametrelerle yakından ilgilidir. Bu yazıda genel seçeneklere ve temel bilgilere konsantre olacağım.
Bir akvaryumu dekore ederken göz önünde bulundurduğum 3 temel nokta;
1. Görünüm ve kondisyon olarak doğal hayatı örnek almak,
2. Akvarymu, balıkların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak hazırlamak.
3. İş bittiğinde görüntünün göze ve ruha hitab etmesidir.
Ne yazık ki günümüz standart akvaryumlarında yüksekliğin genişlikten fazla olması, dekorasyonu zor ve başlangıçta kayıplı hale getirmektedir. Dekorasyonun kendini göstermesi için akvaryum genişliğinin de en az yükseklik kadar olması gerekmektedir.
Arkaplan
Akvaryum içerisinde ya da arka cam dışında kullanılan arka planlar, akvaryumun güzel ve uyumlu bir görünüme sahip olması için gereklidir ( Bizler için gözlem, balıklarımız için uyumlu bir yaşam alanı açısından önemlidir. ). Gün geçtikçe, akvaryumcularda, doğal kök ya da kaya imutasyonlarını içeren birçok farklı model ve renkte arka plana rastlamamız mümkün oluyor (Yazarın burada bahsetmiş olduğu arka planlar akvaryumun içerisinde kullanabilecegimiz türlerdir.). Bu tip arka planların kendine özgü avantaj ve dezavantajları vardır. Avantajlarına en bilinen örnek, bu tip arka planların arkasına,akvaryumda görmek istemeyeceginiz ısıtıcı, filitre ve kablo gibi unsurların saklanabilir olmasıdır. Akvaryum içerisinde görünen bir filitre yada kablodan daha sinir bozucu birşey düşünmek zordur. Dezavantajlarına bir örnek ise bu arka planların tank hacminden çalıyor olması ve balıkların yüzme alanlarını kısıtlıyor olmasıdır (Dekore edeceğimiz akvaryumun ölçülerini, bunu göz önünde bulundurarak belirlersek, konu bir dezavantaj olmaktan çıkacaktır.). Şayet bu işe bu kadar para harcamak istemiyorsanız arka camı dışardan koyu bir renge boyayabilirsiniz. Renk seçiminde koyu renklere ağırlık vermeniz, görsel açıdan daha tatmin edici sonuçlar verecektir. Bunun yanısıra arka cama yapışan tek renkya da renkli fonları da kullanabilirsiniz. Seçeceğiniz fonun, tenk rengin tonlarını içeren bir kaya ya da kütük imutasyonu olması yine görsel açıdan güzel sonuçlar verecektir. Her akvaristin zevkleri elbetteki farklı olacaktır ancak güzel bir resif akvaryumunun arka fonundaki bitki ve benzeri imutasyonlar çok fazla karmaşık ve uyumsuz bir görüntüye sebeb olabilir. Yine aynı şekilde güzel bir tropik akvaryumun arka fonuna da mercanları içeren bir konu işlenmemelidir. Kısacası kurduğumuz akvaryumun görsel öğelerini göz önünde bulundurarak fonumuza karar vermeliyiz.
Kum
Zeminin çok parlak olması balıklarımızın olduklarından daha utangaç bir hale bürünmelerine yol açabilir. Dolayısıyla zeminde kullanacağımız malzemenin rengini, çok fazla parlamaya neden olmayacak bir skaladan seçmemiz iyi olacaktır. Kullanılacak malzemenin taneciklerinin büyüklüğü, akvaryumda bitki besleyip beslemeyeceğimize ve besleyeceğimiz bazı balıkların ihtiyaçlarına göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin bazı ciklet türleri (örn. Geophagus) ve kimi kedi balıkları (örn. Corydoras) zemin malzemesini oral yoldan alıp içerisindeki kullanılabilir partikülleri süzdükten sonra kumu solungaçlarından bırakırlar. Bu gibi balıkların daha rahat etmeleri için zemin malzemesinin boyutu 2 mm.yi geçmemelidir. Bitkili bir akvaryumda ise malzemenin birim boyutu (tanecik boyutu) 2 - 3 mm.yi geçmemelidir. Kumun akvaryum içerisindeki kalınlığı ise yine bitki besleyip beslemeyeceğimiz ile alakalıdır. Şayet bitkili bir akvaryum söz konusu ise kumun tabandan yüksekliği 6 - 10 cm.,değilse 3 - 6 cm. olmalıdır.Bazı zemin malzemeleri kalsiyum içermektedir (örn. mermer, mercan ve mercan kumu) ve içerikteki kalsiyum, suyun bazik değerlerini yükseltmektedir. Beslediğimiz balıkların doğal ortamlarındaki koşullarını göz önünde bulundurarak bu konuyu dikkatlice ele almalıyız. Doğal ortamda asidik suda yaşayan canlıların bulunduğu bir akvaryumda,suya bazik salınım yapacak olan bu malzemelerin kullanılması oldukça sakıncalıdır. Kullanacağınız malzemenin kalsiyum içerip içermediğini üzerine hidroklorikasit damlatarak görebilirsiniz. Eğer malzemede köpürme ya da kabarcıklanma gibi belirtiler varsa içeriğinde kalsiyum olduğundan emin olabilirsiniz. Elinizde her an hidroklorik asit olması elbette beklenemez, piyasada kolaylıkla bulabileceğiniz kireç çözücü de aynı işi görecektir. Kireç çözücünün kabarma ya da köpürme etkisi saf hidroklorik asit kadar belirgin olmayabilir yine de %100 fikir verecektir. Bu uygulamayı yapmadan önce ellerinizi ve gözlerinizi mutlaka koruyunuz. Bir akvaryumu dekore ederken, arka camdaki kum kalınlığının ön camdakinden daha fazla olmasına (arkadan öne doğru eğimli olmasına) özen gösterin. Bu, görünüm açısından oldukça önemlidir ve iyi sonuçlar vermektedir. Bu eğimi saglamak ve korumak için agaç köklerinden ya da kayalardan teraslar yapabilirsiniz.
Kuru Ağaçlar
Kuru ağaçlar, kökler ve dallar akvaryum dekorasyonunda oldukça güzel sonuçlar vermektedir ve bazı balık türleri için gereklidirler.(örn. bazı kedi balığı türleri). Akvaryum dekorasyonunda kullanacağımız bu malzemelerin %100 ölü olduklarından emin olmamız geremektedir. Tam anlamıyla ölmemiş ve kurumamış köklerin kullanımı, içerdikleri bazı toksik bileşenlerden dolayı oldukça tehlikelidir. Bir çok kuru ağaç muhtevasında tanik asit içerir ve bu durum akvaryum suyunun ph seviyelerinde düşmelere sebep olacaktır. Uygun türler için bu gerekli olsada özellikle orta amerika ve afrika cikletleri besliyorsanız bundan kaçınmanız gerekmektedir. Akvaryumda kullanacağınız kuru ağaçları ve benzer malzemeyi şayet konu hakkında derin bilgileriniz yok ise doğadan toplamanız önerilmez. Bunun yerine akvaryumcunuzda bulunan malzemeleri tercih etmeniziöneririm. Böylece malzemenin balıklara zarar vermeyeceğinden %100 emin olmuş olursunuz. Kuru ağaç kullanımı konusunda dikkat etmemiz gereken başka bir konu ise niceliktir. Çok fazla dal ve kök kullanımı suyun asidik açıdan tolere edilebilir sınırların dışına çıkmasına ve suyunuzun kahverengi bir renk almasına sebep olabilir. Kuru ağaçlar konusunda bir başkaproblem ise bazılarının suda ilk başlarda batmayacak olmaladıdır. Suyun içerisinde bulundukları birkaç gün ya da hafta içerisinde daha çok su çekecekler ve bir yerden sonra batacaklardır. Batmayan bir kütüğü bir kaya ya da benzer ağır bir malzeme ile destekleyebilirsiniz ancak bunu yaparken de dalın kayadan kurtulma ihtimalini ve olası zararları göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim.
Kayalar
Akvaryumda kullanabileceğiniz kayaları, akvaryumcunuzda ya da herhangi bir peyzajcıda rahatlıkla bulabileceğiniz gibi doğadan kendiniz de toplayabilirsiniz. Elbette bu konuda dikkat etmeniz gereken bazı konular var; Şayet beslediğiniz balıklar bazik suyu (ph 7+ -->14) sevmiyorlarsa içeriğinde kireç bulunan kayalar kullanmamalısınız. Kireç taşı ve mermer içerisinde önemli oranlarda kalsiyum vardır ve daha önceden de ele aldığımız gibi bu kalsiyum, suyunuzun bazik değerlere doğru kaymasına sebep olacaktır. Lav taşları, bazalt ve granit içeriğinde kalsiyum bulunmaz. Koyu renkli kayağan taşlara daha fazla özen göstermeniz gerekmektedir. İçeriğinde yağ ve metal oksit bulunabilir ki bu da akvaryumunuz için ölümcül bir hata olur. Dere kenarlarından taş toplarken taşı topladığınız alana yakın ve yüksekte bakır madeni olmamasına dikkat etmelisiniz.Dekorasyonda farklı birkaç çeşit kaya kullanmamaya da özen göstermelisiniz (En fazla iki uyumlu türü kullanmanız tavsiye edilir.). Şayet akvarumda bol miktarda kaya kullanmayı düşünüyorsanız zemine, kumun altına (akvaryumun içine) 1 cm. kalınlıkta bir strafor yerleştirmeniz iyi olacaktır. Kayaların kumun üstüne değil zemine yerleştirilmeleri ve alt katman yerleştikten sonra kumun konulması, kumu didikleyen ve kazan balıkların yol açabileceği olası kazaları yok etmektedir.
Diğer Dekorasyon Malzemeleri
Akvaryum kurulurken dekorasyon işinde kullanılabilecek daha bir çok malzeme vardır. Sonbaharda kurumuş kayın ağacı yaprakları toplayabilirsiniz. Eğer akvaryumda hemen batmazlarsa sıcak suda bir kaç dakika bekleterek batar hale getirebilirsiniz. Bunun yanı sıra bambu gibi diğer bazı malzemeler de kullanabilirsiniz. Akvaryumcunuzdan edinebileceğiniz hazine sandıkları, dalgıçlar, renkli kumlar vb. malzemeler ile de akvaryum dekoruna katkıda bulunabilirsiniz. Ancak unutmayalım ki doğal hayatı ve bir biyotopu simule ettiğimiz akvarumlarımızda doğal olmayan birşey varsa o da yukarı aşağı sallanan bir dalgıçtır. Doğal görünümü bozacak olan tüm bu malzemelerden uzak durmanızı tavsiye ederim. Akvaryumlar için üretilen bu malzemeler suya ya da balıklara bir zarar vermeseler de doğal görünümü bozacaklardır. Dondurmayla ketçabı aynı anda yemekten zevk alan bir çok insan olabilir ama ben bu karışımı sevmiyorum ve doğallık güdüsüyle hareket eden bir akvarist de böyle bir hata yapmayacaktır.
Akvaryum Nasıl Hazır Olur!
Su döngüsü, Akvaryum Döngüsü,nitrifikasyon, biyolojik döngü,Nitrojen döngüsü veya adı her ne isterse olsun her yeni kurulmuş akvaryum filtresi veya kendi, içerisinde yeni faydalı bakteri kolonileri oluşumu süreci yaşamaktadır. Bazı eski kurulmuş akvaryumlar bile kendi içlerinde bu bakteri oluşumu (ölümü, eksikliği,tekrar oluşumu) sürecini küçük çapta bile olsa yeniden yaşayabilmektedir. Bu da genelde balık ve canlı ölümlerine sebebiyet veren en büyük etkendir.Bu döngüyü iyi anlamak , nasıl seyrettiğini bilmek, takip etmek ve özümsemek başarılı bir akvaryum sahibi olmanın en temel taşıdır.Doğanın eşsiz dengelerine karşılık, akvaryumlarımız küçük ve kapalı birer ekosistem olmalarından dolayı herhangibir balık ölümü, canlı ölümü, balık pislikleri, bitki erinikleri, tüketilmemiş yemler vb gibi etkenlerden dolayı yaşanamaz bir çöplüğe gönüşebilmektedir. Eğer bu çöp ve pislik birikimini engelleyici bir tedbirimiz yok ise güzelim akvaryumlarımız canlılar için yaşanamaz bir ortam oluşturacaktır.Yeni kurulmuş her akvaryum kısa bir süre için toksit bir lağımı andırmaktadır. Suyunuz temiz görünse bile yeni akvaryumunuz toksit maddelerle dolar. Bu toksit maddeleri zararsız hale dönüştürebilen bakteriler ne yazık ki henüz oluşmadığından dolayı akvaryumunuz tamamı ile canlılar için ölümcüldür. Bahsekonu toksit maddeleri yiyebilecek faydalı bakteriler ise ancak 2 hafta ile 6 hafta arasında tam oluşum ve kolonizasyonlarını tamamlayarak çıkabilecek sorunları engelleyecek güce sahip olabilmektedirler.Bu toksit süreci hasarsız tamamlamak yine döngüyü anlamamıza bağlıdır. Esas sır akvaryumda oluşacak toplam toksit pislikleri tamamen zararsız hale getirecek bakterilerin tümünün oluşmasının sağlanması ve bunun anlanmasında yatmaktadır.
Genelde yeni akvaryum su döngüsü’nün 3 aşaması bulunmaktadır.
Aşama 1-Başlangıç ve Amonyak
Döngü, akvaryuma ilk pisliğin konulması, tanıtılması ile başlar. Gerek pislik çıkaracak dayanıklı bir balık (tavsiye etmiyorum) , çürüyecek birkaç parça yem veya benzeri pislikler akvaryuma elle konulmalıdır.Bu yemler veya pislikler kısa bir sürede iyon halinde veya iyonlaşmadan çürüyerek zehirli amonyağa dönüşeceklerdir. İyonlaşmış amonyak (NH4) genelde ph 7 altındaki sularda oluşur ve aşırı toksit de değildir. Ancak İyonlanmamış amonyak (NH3) ph 7 üzeri sularda oluşmakta ve oldukca zehirli ve toksit bir maddedir.Genelde akvaryuma pisliklerin tanıtıldığı ilk hafta amonyak ölçülebilir oranlarda akvaryum suyunda görülebilmektedir. Amonyak 2 ppm (ppm=parts per million=milyonda oran) ve üzeri oranlarda suda bulunduğunda canlılarımız için oldukca zehirli ve öldürücü olmaktadır.
Aşama 2- Bakteri Oluşumu ve Oksijenli Ortamda Yaşayan Bakteriler
Bu aşamada Nitrosomonas dediğimiz bakteriler amonyaklı ortamda oluşmakta ve amonyağı oxside ederek (yiyerek, sindirerek) yok etmektedirler. Bu bakteriler oksijenli ortamlarda yaşadıklarından akıntılı ve bol oksijenli akvaryum suyumuzun her bölgesinde erkence oluşma fırsatı bulacaklardır. Ancak amonyağın Nitrosomanas bakterileri tarafından oksidasyonu sonrasında ürün olarak suyumuzda yine zehirli Nitrit çıkacaktır. Nitrit’in akvaryum suyumuzda 1 mg/L (bir lire suda 1 miligram nitrit) oranında bile olması canlılarımız için ölümcüldür. Genelde Nitrit kurulumun ilk haftasından sonraki günlerde görülmeye başlanacaktır.
Aşama 3- Bakteri Oluşumu -Nitrobakterler
Döngünün 3. ve son aşamasında Nitrobakter dediğimiz bakteriler Nitriti tüketerek Nitrat’ a çevirmektedirler.Nitrat az ve orta oranlarda bulunduğunda canlılarımız için çok zehirli bir madde sayılmamaktadır. Genelde döngünün son ve en az zararlı olan maddesi nitrat düzenli su değişimleri , protein toplayıcı, oksijensiz ortamda yaşayan bakterilerin üretilmesi , yosun beslenmesi gibi yöntemlerle akvaryumun dışına alınarak döngü zararsız bir şekilde tamamlanabilir. (bazı oksijensiz ortamda yaşayan bakteriler nitrat maddesini de oxside ederek nitrojen gazına çevirebilmektedir, bu şekilde akıntısız ve az oksijenli ortamlarda üretilen bakteriler ile süzülen akvaryum suyu bol nitrojen gazı içereceğinden, ardından bol havalandırma ile nitrojen gazının akvaryumdan havaya çözülmesi sağlanarak döngü mükemmelliğe ulaştırılabilmektedir.